İçeriğe geç

Erkekler ilişkide neden isteksiz olur ?

Erkekler ilişkide neden isteksiz olur? Kültürlerin aynasında bir soru

Capacim ekibinden yeni bir içerik: Bugün odağımız Erkekler ilişkide neden isteksiz olur.

İnsanların sevme, bağlanma ve birlikte yaşama biçimleri arasında dolaşmak, aynı sorunun dünyanın farklı yerlerinde ne kadar farklı cevaplara sahip olabildiğini gösteriyor. Bir toplumda romantik yakınlık hayatın merkezindeyken başka bir toplumda evlilik daha çok ailelerin, akrabalık ağlarının veya ekonomik dayanışmanın düzenlenmesi anlamına gelebiliyor. Bu yüzden “Erkekler ilişkide neden isteksiz olur? kültürel görelilik” perspektifinden bakıldığında, karşımıza yalnızca psikolojik bir problem değil, kültür tarafından şekillendirilmiş bir davranışlar bütünü çıkıyor.

Buradaki “isteksizlik”; duygusal bağ kurmaktan kaçınma, evlilik konusunda tereddüt, romantik ilişkilerden uzak durma ya da ilişki sorumluluklarını erteleme şeklinde ortaya çıkabilir. Antropoloji ise bunun tek ve evrensel bir erkeklik özelliği olduğunu varsaymak yerine, “Bu davranış hangi toplumsal dünyada anlam kazanıyor?” diye sorar.

Ritüeller: Bağlanmak yalnızca bir duygu değildir

İlişkiler çoğu kültürde ritüeller aracılığıyla görünür ve meşru hale gelir. Nişan, düğün, başlık ödemesi, aile tanışmaları veya birlikte yaşama törenleri yalnızca romantik kararlar değildir; aynı zamanda toplumsal statüyü değiştiren sembolik eşiklerdir.

Örneğin Bronislaw Malinowski’nin Trobriand Adaları’ndaki saha çalışmaları, cinsellik ve evlilik ilişkilerinin Batılı modern toplumların varsaydığı biçimlerden oldukça farklı örgütlenebildiğini göstermişti. Gençlerin romantik ve cinsel ilişkileri, yalnızca bireysel tercihler üzerinden değil, topluluğun normları ve akrabalık düzeni içinde anlam kazanıyordu.

Bu açıdan bazı erkeklerin “ilişkiye isteksizliği”, ilişkinin kendisinden ziyade onun beraberinde getirdiği ritüel ve toplumsal yükümlülüklere yönelik bir tereddüt olabilir. Bir yüzük bazen aşkın sembolüyken, başka bir bağlamda ekonomik sorumluluğun, aileler arası ittifakın veya yetişkinliğe geçişin sembolüdür.

Semboller ve erkeklik

Giysi, düğün töreni, ev kurma biçimi, soyadı ya da çocuk sahibi olma gibi semboller erkekliğin nasıl tanımlandığını da etkiler. Pierre Bourdieu’nün toplumsal pratiklere ilişkin yaklaşımıyla düşündüğümüzde, bireylerin seçimleri yalnızca bilinçli kararlar değildir; toplum içinde öğrenilen “doğal” davranışlarla da şekillenir.

Bir erkeğe çocukluğundan itibaren “güçlü ol”, “duygularını belli etme” veya “ailenin sorumluluğunu taşı” mesajları veriliyorsa, romantik yakınlık onun zihninde özgürlükten çok yükümlülükle eşleşebilir. Böyle bir durumda mesafe koymak, kişinin sevgisizliğinden ziyade öğrendiği erkeklik modelinin bir sonucu olabilir.

Akrabalık: Bir ilişkiye iki kişi mi girer?

Modern romantik ilişkiler çoğu zaman iki bireyin özel alanı gibi düşünülür. Antropolojide ise “çift” nadiren yalnızca iki kişiden ibarettir. Evlilik; aileleri, soyları, mirası ve karşılıklı yükümlülükleri birbirine bağlayabilir.

Margaret Mead’in Samoa üzerine çalışmaları, gençlik, cinsellik ve yetişkinliğin kültürel olarak nasıl farklı biçimlerde deneyimlenebileceğini tartışmaya açmıştı. Mead’in yorumları daha sonra önemli eleştiriler de aldı; ancak bu tartışmanın kendisi bile antropolojinin temel sorusunu hatırlatır: Ergenlik, aşk ve erkeklik gibi kavramları evrensel kabul etmek ne kadar doğru?

Bazı akrabalık sistemlerinde erkekten yalnızca partnerine değil, geniş ailesine karşı da belirli görevler beklenebilir. Dolayısıyla ilişkiyi ertelemek bazen “bağlanmak istemiyorum”dan çok “hayatımda zaten başka bağların sorumluluğunu taşıyorum” anlamına gelebilir.

Ekonomi: Aşkın görünmeyen maliyeti

Romantik tercihleri ekonomik sistemlerden bağımsız düşünmek de yanıltıcı olabilir. Evlilik yaşı, iş güvencesi, konut fiyatları, miras düzenleri ve toplumsal sınıf; insanların ilişki kurma biçimlerini doğrudan etkileyebilir.

Sanayileşme ve kentleşmeyle birlikte geniş aile ağlarının zayıflaması, çiftlerden ekonomik bağımsızlık beklentisini artırmıştır. Günümüzde bazı erkeklerin ciddi ilişkilerden veya evlilikten kaçınması, yalnızca duygusal kararsızlıkla değil, “yeterince kazanıyor muyum?”, “ev kurabilecek miyim?” gibi ekonomik kaygılarla bağlantılı olabilir.

Bu noktada antropoloji, psikoloji ve ekonomi birbirine yaklaşır: Ekonomik belirsizlik yalnızca cüzdanı değil, geleceğe dair kimlik tasarımını da etkiler.

Çalışmak, kazanmak ve “erkek olmak”

Bir toplum erkeğin değerini büyük ölçüde sağlayıcılık üzerinden tanımlıyorsa, işsiz veya ekonomik olarak güvencesiz bir erkek kendisini romantik bir ilişkinin gerektirdiği role hazır hissetmeyebilir. Başka bir toplumda ise ev içi emeğin paylaşılması daha normal kabul edildiğinden aynı ekonomik koşul farklı bir ilişki deneyimi yaratabilir.

Bu nedenle “erkekler neden bağlanmıyor?” sorusunun yanında “Nasıl bir erkek olmaları bekleniyor?” sorusunu da sormak gerekir.

Kimlik oluşumu ve ilişkiden uzaklaşma

İlişki, kişinin yalnızca partner edinmesini değil, kendisini yeniden tanımlamasını gerektirebilir. “Ben”den “biz”e geçiş bazı kültürlerde yetişkinliğin doğal aşaması sayılırken, bireyselliğin güçlü olduğu toplumlarda bağımsızlıktan vazgeçme korkusu yaratabilir.

Kişisel olarak farklı toplumların aile hikâyelerini dinlerken beni en çok etkileyen şey, insanların aynı kelimelere bambaşka anlamlar yükleyebilmesi. Birinin “özgürlük” dediği şey, başka birinin gözünde yalnızlık; birinin “sorumluluk” dediği şey, diğerinin gözünde sevginin kanıtı olabiliyor. Bu farkları fark etmek, davranışları hemen yargılamak yerine onları anlamaya başlamanın en güçlü yollarından biri.

Tek bir “erkek doğası” yok

Antropolojik perspektif bize erkeklerin ilişkide isteksizliğini tek bir nedene indirgememeyi öğretir. Biyoloji elbette insan davranışının bir parçasıdır; fakat ritüeller, akrabalık ilişkileri, ekonomik koşullar, toplumsal cinsiyet normları ve kimlik inşası bu davranışların nasıl ifade edildiğini büyük ölçüde biçimlendirir.

Bu yüzden ilişkisinde mesafeli davranan bir erkeği anlamaya çalışırken yalnızca “Beni istemiyor mu?” sorusuna takılmak yerine daha geniş bir pencere açabiliriz: Ondan nasıl bir erkek olması bekleniyor? Ailesi ilişkileri nasıl tanımlıyor? Ekonomik koşulları ne söylüyor? Bağlanmak onun kültürel dünyasında neyi sembolize ediyor?

Belki de başka kültürlerle empati kurmanın en güzel tarafı burada başlıyor. İnsan davranışını hemen tanıdık kategorilere yerleştirmek yerine, onun arkasındaki dünyayı merak ettiğimizde “isteksizlik” dediğimiz şeyin altında korku, sorumluluk, ekonomik belirsizlik, özgürlük arzusu, aile yükümlülüğü veya bambaşka bir sevgi anlayışı görebiliyoruz. Antropolojinin daveti tam da bu: İnsanları değiştirmeden önce, onları kendi dünyalarının içinde anlamaya çalışmak.

Dördüncü düzey başlıklar ekleyerek yapıyı zenginleştir

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
betexper giriş